14 Temmuz 2009 Salı

Aşk Şeriatı

'Aşk şeriatı, bütün dinlerden ayrıdır. Aşıkların şeriatı da Allah'tır, mezhebi de..."

Pembe kapaklı, üzerinde kalp olan ve ismi "Aşk" olan bir kitaptan nasıl bir konu beklersiniz? Ya 2 gencin hazin aşk öyküsünü anlatır dersiniz ya da bir kara sevdayı.



Ama öyle olmuyor bu kitapta. Kapağına, ismine bakıp önyargı ile "bu nedir? Elif Şafak nasıl böyle bir kitap çıkardı?" dediğim "Aşk" kitabını dün bitirdim.

“Altıncı Kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk diyarında dil zaten hükmünü yitirir. Âşık dilsiz olur.” (sf.96)

Sonunu merak ettiğiniz için hem bir an önce bitsin hem de hiç bitmesin istediğiniz kitaplar vardır ya, Aşk gerçekten öyle bir kitap.

40 yaşındaki Yahudi, bugüne kadar kendine koyduğu sınırlar içinde yaşamış, kendinden çok etrafındakilere "aşık" olmuş, onlar için çabalamış Ella Rubinstein'in ve 40 kuralını hayatın her anında tekrarlayan, meczub, fahişe, dilenci demeden her insanı "aşkla" seven Şems'in, hayatına beklemediği anda farklı bir yön veren ve ilahi aşkın yanında gerçek aşkı da bulan Aziz Z. Zahara ve "Ne olursan ol yine gel" diyen ama bu aşamaya gelene kadar kendini tamamlaması, ruhunun diğer yarısını bularak ilahi yolda eksiksiz devam etmesi gereken Mevlana'nın öyküsü bu.

Şems ve Mevlana 1200'lerde, Ella ve Aziz 2000'lerde yaşıyor, hepsinin yolu Aşkla kesişiyor, Aşkla ruhları tamamlanıyor.

Şems 40. kuralında; "Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır. Acaba ilahi aşk peşinde mi koşmalıyım mecazi mi, yoksa dünyevi semavi ya da cismani mi diye sorma! Ayrımlar ayrımları doğurur..." diyor.

İlahi aşkı da bulsan, semavi aşkı da bulsan hepsi senin olman gereken insan olmana yardım edecek diyor, bununla "ne olursan ol gel" diyebileceksin, başkası kadar kendini de seveceksin, aşık olacaksın, tamamlanacaksın.

“On Dokuzuncu Kural: Başkalarında saygı, ilgi ya da sevgi bekliyorsan, önce kendine borçlusun bunları. Kendini sevmeyen birinin sevilmesi mümkün değildir. Sen kendini sevdiğin hâlde dünya sana diken yolladı mı, sevin. Yakında gül yollayacak demektir.” (sf.176)

Bu basit kapağın, bu basit başlığın altında yatanlar tüm bakış açınızı değitirebiliyor, nefsinizi nasıl terbiye edeceğinizi anlıyorsunuz, kadın-erkek, iyi-kötü, zengin-fakir, tüm ayrımlar ortadan kalkıyor, yaratılanı seviyorsunuz en az yaradan kadar.

Mesnevi'nin, Mevlana'nın, Sema'nın kapıları yavaşça açılıyor önünüzde, bambaşka bir dünya, bambaşka bir alem.

İnanç aşkla sorgulanıyor, yıllarca ayırmaktan gurur duyduğumuz tüm kavramlar aşkla bütün haline geliyor.

“Beşinci Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarımı. ‘Aman sakın kendini’ diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: ‘Bırak kendini, ko gitsin!’
Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Hâlbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!”
(sf.95)



4 yorum:

miski dedi ki...

5. kuralı yaşıyorum ..çok fena ..kurtulmam lazımm

noranıngemisi dedi ki...

işte bu güzel haber :)

Mehtap dedi ki...

Öyle güzel özetlemişsiniz ki,tekrar okumuş kadar oldum.Ben bu 40.kuralı da yazıp hep göz önümde bulunması için işyerimdeki panoma asmayı bile düşünüyorum ve gerçekten bitmesini hiç istemediğim kitaplardan biriydi.Kesinlikle başucu kitabı.sevgiler

noranıngemisi dedi ki...

Teşekkürler..

 

Made by Lena