05 Kasım 2009 Perşembe

Salute The Flu.

Grip ve nezle arasında nasıl bir fark var hala anlamadım. Neyse ikisinin arasında bir yerlerdeyim şu an. Civciv çıkacak kuş çıkacak gibi. Bekliyorum.

Where is Mommy and soup?

04 Kasım 2009 Çarşamba

Ağan emmin her bir yerine, kırmızı kınalar yaksın

Yıllarca Sezen Aksu'nun "Onu Alma Beni Al" şarkısının "Ağan emmin her bir yerine, kırmızı kınalar yaksın" sözünü " alem mühim her bir yerine kırmızı kınalar yaksın" anlamışım. Kaybolan yıllarıma acıyorum şu an. Neyse konumuz bu değil.

Dün gece uyumak için debelenirken, evet uyuyamıyorum, -Zeynep selam kuzum- ( Zeynep ortalama 2 yazımdan birinde adının geçtiğini söylüyor, ortalamayı yükseltmek için artık her yazımda bir kere alakasız da olsa Zeynep diyeceğim) ne diyordum, hah debelenmek, aklıma bu zamana kadar unutamadığım ve çok utandığım olaylar geldi. Kimisi benim denyoluğumdandı, kimisi de başkalarının. Sonra kendime bir Top 5 Ashamed List yaptım.

5 Numara:

Daha önce anlatmıştım diye hatırlıyorum. Denyoluğumun tavan yaptığı bir hadise. Akçay'a tatile gidicem. Sanırım ortaokulda falanım. Tüm gece onu mu götürsem, bunu mu diye valiz hazırlamışım ve sabahta kargalarla olan randevum nedeniyle erkenden kalkmışım. Algı denen şey benim için gaz ve toz bulutundan önceki dünya gibi. Babam beni otobüse bırakıyor arabayla. Dönüp bana "otobüste ikram verirlerse sakın alma" dedi. Adamcağız kızını düşünüyor, biz "tanımadığın insanlardan şeker alma jenerasyonuyuz" çünkü. Benden bomba cevap geliyor :

- İkram vermiyorlar, top kek veriyorlar ki :)

(foto) Babamın bakışını hala unutamıyorum :) "bennerdehatayaptım" bakışı.

4 Numara:

Aynı gün yine, otobüse bindik, Akçay'a doğru gidiyoruz. Şansımıza Trabzondan gelen lazla dolu bir otobüs denk geldi. En önde yerimizi aldık, " güneş hızla yükseliyordu güneye giderken" diye takılıyoruz. Yol uzun tabi. Herkes öğlen uykusuna yattı. Ben koridor tarafında oturuyorum. Yanımda ablamın arkadaşı var muhabbet ediyoruz. Üzerimde tang top var. Yan koltukta da yaşlı bir teyze oturuyor. Şeytan üçgeni resmen. Muhabbetimizin ortasında "şraaaaaaak" diye bir ses geldi. Bütün otobüs uyandı, herkes ne oldu diye bakınıyor etrafına. Benim gözlerim faltaşı, (foto) teyzeye bakakaldım. Bu minnoş teyze tut sen benim askımı çek-bırak. Tam ortaokul ergen hareketi. Ama öyle tutmuş ki teyze sanki mancınıkla düşman püskürtüyor. Ve sonrasında beni daha da dumur eden şu cümleyi kuruyor:

Kızım sen böyle üşümüyor musun??? WTF??? (Teyze WTF demiyor, yanlış olmasın)

3 Numara:

Lisedeyim, İstanbul'a ablamı ziyarete gittim. Ablam TRT'de staj yapıyor o zaman. Akşam iş çıkışı Beşiktaşta buluşalım dedik. Tam da böyle ergenlik mi genç kızlık mı dönemindeyim. Öyle bir hormon salgılıyorum ki resmen kulaklarımdan fışkırıyor. Neyse ablamın iş çıkışına doğru ben giyindim ve Beşiktaş'taki çaycıya gittim. Aldığım ama pek giymediğim beyaz bir pantolonum vardı, onu giymiştim o gün de. Çok kalabalık oldugu için arka masalarda bir yere oturduk. Elemanlar yer (foto) boşalırsa ön taraflara alırız sizi dedi ve bir yer boşaldı. Kalktık biz tam deniz kenarındaki masaya oturacağız ki öyle bir dalga geldi ki, sadece ce sadece beni!! tepeden tırnağa ıslattı. Başka kimseye zararı olmadı. Sadece ben ıslandım. Beyaz pantolonumda ıslandı. Beyaz şeylerin ıslandığında ne gibi reaksiyonlar gösterdiğini bilirsiniz. Bildiğin şeffaflaşır. Akşamüzeri bir de. Kurumamda o saatten sonra. Biraz oturduk ama pantolonum hala şeffaf. Ablam " bak şimdi kalkıcaz, kimse sana bakmıyormuş gibi düşün, için gözükmüyor gibi" diye telkinlerde bulundu ama nafile. Ergenim olm ben, bildiğin " hayat acımasız, çok çirkinim" diye geziyorum. Ama yapacak bir şey yoktu, kalktım. Başım dik kalabalığın arasından geçtim, gittim. Arkamda "gördüm gördüm" diye bağıran olmadı neyse ki.

2 Numara:

Bu denyoluğun cidden denyoluktur ama. Bir numarayı hak ediyor ama bir numaraya kendi denyoluğumu koymak istemedim. İşe yeni girdiğim dönemler. Ofiste din muhabbeti açıldı. Karşımda da koyu bir dinci oldugunu öğrendiğim patronun damadı var. Karşımda derken adam fiziksel olarak karşımda değil sadece, düşünce olarakta karşı karşıyayız. Ben aşırı dincilerin yobaz oldugundan girdim, dinde modernleşmeden çıktım. Adam bana ayetlerden alıntılarla geliyor, ama ben hiç çakmıyorum durumu. Ofis bir anda boşaldı, herkes uzaklaştı, biz hala konusuyoruz. "Ne olacak olm düşünce özgürlüğü" diye de içimden geçiriyorum. Sanırım Allahın sevdiği kuluyum ki ben" bu yobazları yakacaksın kordonda" falan demeden bir şekilde konu kapandı. Akşam eve gidicem, herkese iyi akşamlar diliyorum. Müdürüm gülerek beni yanına çağırdı, istersen pek din muhabbeti yapma damatferit'le dedi. O an 100 mumluk bir şimşek çaktı gözlerimde. Işık göründü bana, karşıdan bir el " gel gel" yapıyordu ki aslında bana "nah" yapıyormuş onu farkettim. Adamın gözünün içine bakarak "ehiehi yobazsın olm sen" demiştim. Patavat nerdesin bebeğim. ( foto )



1 Numara:

Bu denyoluğum yine bir tatil dönemine ait. Lise 1'in yazındayız ve ben yine Akçay'dayım. Sanırım biri bana tatil deyince aklım başımdan gidiyor, çünkü istatistikler tüm denyolukların tatil zamanı yapıldığını gösteriyor. Neyse. Hormonlarım çoşumcu izdüşümler içinde yine. İstiyorum ki herkes beni beğensin, Afrodit gibi parmak uçlarında plajda gezeyim. Ama gelin görün ki ergenlikten çoşmuş ve kendine gelememiş cüssem bildiğiniz Afrodit Banu Alkan tadında. Siz deyin 70 ben diyim 75 kiloyum. Aslında benim kemiklerim iri ama neyse. Plajda da genç ve kulaklarından testesteron fışkıran bir erkek grubu var. Kenardan kenardan kesişiyoruz. (foto)
Biz denizdeyken onlarda denize girdiler. Sulu ve saçma deniz oyunlarıyla eğleniyoruz biz. Kardeşim miydi başka biri miydi net değil, beni sırtına aldı suda. Yanımızdan gecen testesteronlu erkek grubundan birinin yorumu beni resmen denizler altında 20bin fersaha mahkum etti.




-Olm bu kız şişman!! (WTF again!!!)

Ne şişmanı denyo, benim kemiklerim iri, diyemedim. Düğümlendi tüm küfürler boğazıma. O kadar testesteron bile benim kemiklerimin iri olduğunu farketmesini sağlayamamıştı. "Şişman, şişman, şişman,şişman" Kafamda sadece bu sözler yankılanıyordu. Bir grup şişman kadın da kafamın içinde dans ediyordu.

Eve gidip tüm gece Burhan Çaçan'dan "oy tombulum"u dinleyerek ağlamıştım o gün.

Şişmanmış, ben sana denyo diyor muyum. Pislik.

03 Kasım 2009 Salı

Dark Ages

"Yılmazı meseneden silecesin ha Ayşa" ararken bakın ne buldum. Mikrofon sevdam var. evet.




Videonuın sonunda biri "şarkı söyle" diyor, bende söylüyorum. Cidden.

Ben Minnoş'a Minnoş demem Minnoş Benim Olmayınca...

Issız Adam anne karnında bir hafta daha kazara fazladan kalsaymış, kesinlikle saç doğarmış. Neymiş mavi bir telaşmış, böyle de tırt bir replik var mıdır?

Sevgilime "minnoş" demeye bayılıyorum. Sinir katsayısındaki artış sinir uçlarına baskı yaptığu için o da bayılıyor. Ayılana gazoz, bayılana limon, yuvarlanıp gidiyoruz.

İzmir Kısa Film Festivali bugün başladı. Gösterimler Türk-Amerikan Derneği ve Yaşar Üniversitesi'nde yapılacak.

Yüzüklerin Efendisi, Star Wars, Matrix'i benim gibi izlemeyen insan sayısı çığ gibi büyüyor, desteğinize minnettarım. Buraların tek cahili ben değilmişim :)

Turşu sezonunun yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Yani 6 aylık kış uykusuna yatmamıza az kaldı. Wake me up when May ends. Tümünü Yasla

"May" diye bir film vardı, izleyen var mı? Yok mu? İzleyin bence.

Bence ben uzun saç fetişisti olabilirim. Yani bir kontrol ettirmem lazım. Ama kadın değil erkek. Fetişistler kadın-erkek ayırımı yapıyor mu ki? Mesela ayak fetişistiyim desem erkek ayağı mı anlarsınız kadın ayağı mı? Ya da unisex mi? Allah ne verdiyse yani. Merak ettim bak.

Facebookta gerçek ismimi kullanmaya başladım. O günden beri tanımadığım insanlardan mesajlar alıyorum. Çok mu havalı bir ismim var olm?


Üniversite'de 4 tane Zeynep vardı bizim sınıfta. 2 tanesi de msn listemde. Biri yakın arkadaşım Zeynep. Ne zaman Zeynep'e bişi sölicek olsam diğer Zeynep'e yazıyordum. Ben de diğer Zeynep'in ismini Zeynep Kemal olarak değiştirdim. O günden beri çok rahatım.

Benim ismim Gökşen, ablamın ismi Gökçen. Bir gün ablama "benim çocuğum olursa Gökçen koyayım, sen de Gökşen koy" demiştim, hayır tabi ki demişti, çok net. Bir aile geleneği olabilirdi isimlerimiz.

Aslında iyi ki "hayır" demiş. Ömrüm boyunca kimse ismimi düzgün söyleyemedi, bu acıyı onun çocuguna da yaşatamam.

Bence tek kötü huyum yemeği hızlı yiyip, içecekleri hızlı içmemdir. Onun dışında maşallahım var.

I can't get no sleep.

Öptüm sizi minnoşlar.

XoXo

Nuran The perfect girl.


02 Kasım 2009 Pazartesi

kay ıslak güvertelerinde bütün güzel kadınların.

Müslüman alemi bir "Halloween"i daha geride bıraktı. Pub'taki parti Boombox'takini fena tokatlardı. Ama hiçbirşey tüm gece sıkılmamı engellemedi. Uça uça eve geri döndük. Kış saati uygulamam başladı. Daha da 6 ay dışarı çıkmam. İzmir ölümcül soğuklarını yaşıyor bu arada. Her sabah aç karnına pekmez yeme mevsimi bu benim için. Domuz giribi paranoyası gittikçe büyüyor. Dünkü kadar gazete okudugumu hatırlamıyorum herhalde. Tüm köşe yazarları, haberler, ekler. Sorun söyliyim? Genetiği değiştirilmiş gıdalara karşıyım bu arada. Siz de karşıysanız gelin yamacıma. Teoman'ın en güzel albümü "o" dur, aksini iddia edenle ilişkimi gözden geçirebilirim. Eskiden, ortaokul falan, gazete ve dergilerden Teoman'ın resimlerini keserdim, ilk göz ağrım kendisi. Bildiğin ergen hali. Barlarda güneş gözlüğü takmak istiyorum, ışık gözlerimi rahatsız ediyor. Dün gece hiç uyuyamadım, çok suratsızım bugün. Cuma günü de çok suratsızdım. İnşallah mesajım doğru yerlere gidiyordur. Sıcak şarap mevsimi battaniyenin dolaptan çıkmasıyla açılmıştır. "Dolaptan çıkma" eşcinsel jargonunda " eşcinsel oldugunu kabul etme" anlamında kullanılır. Benim battaniyenin dolaptan çıkması apayrı ama, yanlış olmasın. Soba yakan bir cafe olsa, kesin giderim. Varsa söyleyin ya da sonsuza kadar susun. Halloween demiştim di mi?
İzmir'den halloween görüntüleri :



















and the oscar goes to:

30 Ekim 2009 Cuma



Üniversitede bir hocam vardı, psikologa giden bir kıza " ne gerek var kızım, çık bir dağın tepesine kıçın yırtılana kadar "booook" diye bağır, hiçbirşeyin kalmaz" demişti. Nerde o dağ?


Bu da benden gelsin: F*CK YOU very very much.

28 Ekim 2009 Çarşamba

dikkat erkek çıkabilir

Bornova'da sürekli gittiğimiz, uzun zaman gitmediğimizde sahibinden azar işittiğimiz bir bar var. Küçük ve sıcak bir yer. Tırt bir ismi olmasına rağmen en sevdiğimiz yer şu an. İsmi mi? Ayaküstü Bira'zz :)

Para hırsı gözlerini kör etmemiş olan nadir işletmecilerden Ahmet Abi ve Arzu Abla. Rakı geceleri meşhurdur Bira'zz'ın. İstemediğiniz kadar meze gelir masanıza. Sarmalar, haydariler, peynirler, midyeler... Ve siz sadece içtiğiniz içkinin parasını öder çıkarsınız. Barmeninden garsonlarına kadar herkes tanıyor bizi. Ama bir kere bile gidip " her zamankinden" demişliğim yoktur.

Size bundan hiç bahsetmedim değil mi? En büyük hayalim şu dünyada bir bara gidip, sofistike ve hüzünlü bir bakış attıktan sonra barmene " her zamankinden" demek. Bakın yazın bunu bir kenara, bunu demeden ölürsem gözüm açık gider.

Neyse Salı Gecesi "Ladies night" vardı Bira'zzda. Gelin kadın kadına eğlenelim, sürprizlerle çoşalım diyordu afişinde. Kadın kadına eğlenme kısmı biraz şüpheli geldi bana. Çok ince bir çizgi vardı çünkü. O "Ladies Night" bir anda "Kadınlar Matinesine" dönebilirdi. Bizi en çok gecenin sürprizi cezbetti aslında.

Barmeninden garsonuna, bodyguardına herkes kadındı. İçerisi pembe tüller ve balonlarla süslenmişti. Bu kısmı bana çok seksist geldi ama napalım. Herkes bizim gibi düşünmüyor. Kapıda kadın bir bodyguard gelen erkekleri "nazikçe" geri çeviriyordu ve peruklu bir kız pembe keselere konulan lolipopları dağıtıyordu. Herkes çok şıktı, biz hariç :) Neyseki Zeynep benimde bu konuda sınıfı geçtiğimi ama İlknur'un sınıfta kaldığını söyledi. "Rüküş rüküş" diye alay ettik. Yok bu kadar sığlaşmadık. İlknurla evden çıkmadan " aman ya pijamayla gitsekte olur nasıl olsa ortalıkta erkek yok" gibi sığ muhabbetler yapmadık değil. Ama sadece o kadar. Günlük çapsızlık dozumuz belli, fazlası hepimize zarar.

İçkilerimizi söyledik ve başladık içeridekileri süzmeye :) Kendimi tırt magazin programındaki dış ses gibi hissettim resmen. Sonra masamıza sigara böreği-sarma dolu bir tabak geldi. Korkularım bir bir gün yüzüne çıkmaya başladı o an. Gecenin sonunda yan masaya tiramisu tarifi verirken hayal ettim kendimi. Neyseki arkasından gelen midye biri o gün muhabbetinden baya uzaklaştırdı.

Gece boyunca hep Türkçe pop / Beyoncé (biyaanse) çaldı durdu. İçeridekiler çoştukça çoştu. En sonunda bizde dayanamadık attık kendimizi çoşan kadınların arasına. Nedense bu olay gecenin sürprizi ile aynı zamana denk geldi.


Gecenin sürprizi 2 adet erkek dansçıydı. Tamam dansçılar maymundan 2 dk. sonra doğmuş tiplerdi. Ama koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denir ( google'a bakmadım değil hani). Eelmanlardan biri "benimle dans eder misin'de" dans etmişti. Hatırladınız mı? Yoksa ben mi sallıyorum? Hayat bu işte, nereden nereye :)

Neyse sürpriz çıkınca herkes bir çoştu. Bu çirkin elemanların egoları arşa değmemişse bana da Nora demesinler. Önce yabancı şarkılarla dans ettiler. Sonra bir ara verdiler. Ama herkes nasıl eğleniyor görmelisiniz. Sonra 2. kez çıktıklarında bildiğin oryantal yaptılar, oyun havaları çaldı. Bir anda kendimi bir kına gecesinde buldum. Matineden kurtardık, gün olayını sıyırdık ama kına gecesini atlatamadık. Cidden kına gecesi modunda oynadıkta oynadık tüm gece.



Dansçılar bardan inip libidosu tavan kadınların arasına karıştılar. Anladık ki daha da dans etmeyecekler. Bütün şevkimiz kırıldı. Artık gitme vakti gelmişti bizim için. Dansçının biri ( kel ve çirkin olan) " kızlar devamı bizim evde" gibi denyo laflar etti. Hem çirkin hem kel hem denyo. Ama etrafı kız doluydu. Yüce Rabbim sen nelere kadirsin. ( çarpılmama az kaldı :))Wuhuuu yapan Nora'yı bulabildiniz mi?

Geceyi bitirip hesabı öderken Arzu Abla'ya en kısa zamanda 2.sini istediğimizi ama daha yakışıklı dansçılar olması dileklerimizi ilettik. Arzu abla gelen en iyi tiplerin bunlar oldugunu söyleyince bu çirkinlere bakış açım bir anca değişti. Ve içimden şu sözü tekrarladım.



"Koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denir"
 

Made by Lena