Grip ve nezle arasında nasıl bir fark var hala anlamadım. Neyse ikisinin arasında bir yerlerdeyim şu an. Civciv çıkacak kuş çıkacak gibi. Bekliyorum.
Where is Mommy and soup?
KEWELL from Galatasaray..!
2 saat önce
Giver of Torah
ortaokulda falanım. Tüm gece onu mu götürsem, bunu mu diye valiz hazırlamışım ve sabahta kargalarla olan randevum nedeniyle erkenden kalkmışım. Algı denen şey benim için gaz ve toz bulutundan önceki dünya gibi. Babam beni otobüse bırakıyor arabayla. Dönüp bana "otobüste ikram verirlerse sakın alma" dedi. Adamcağız kızını düşünüyor, biz "tanımadığın insanlardan şeker alma jenerasyonuyuz" çünkü. Benden bomba cevap geliyor :
giderken" diye takılıyoruz. Yol uzun tabi. Herkes öğlen uykusuna yattı. Ben koridor tarafında oturuyorum. Yanımda ablamın arkadaşı var muhabbet ediyoruz. Üzerimde tang top var. Yan koltukta da yaşlı bir teyze oturuyor. Şeytan üçgeni resmen. Muhabbetimizin ortasında "şraaaaaaak" diye bir ses geldi. Bütün otobüs uyandı, herkes ne oldu diye bakınıyor etrafına. Benim gözlerim faltaşı, (foto) teyzeye bakakaldım. Bu minnoş teyze tut sen benim askımı çek-bırak. Tam ortaokul ergen hareketi. Ama öyle tutmuş ki teyze sanki mancınıkla düşman püskürtüyor. Ve sonrasında beni daha da dumur eden şu cümleyi kuruyor:
boşaldı. Kalktık biz tam deniz kenarındaki masaya oturacağız ki öyle bir dalga geldi ki, sadece ce sadece beni!! tepeden tırnağa ıslattı. Başka kimseye zararı olmadı. Sadece ben ıslandım. Beyaz pantolonumda ıslandı. Beyaz şeylerin ıslandığında ne gibi reaksiyonlar gösterdiğini bilirsiniz. Bildiğin şeffaflaşır. Akşamüzeri bir de. Kurumamda o saatten sonra. Biraz oturduk ama pantolonum hala şeffaf. Ablam " bak şimdi kalkıcaz, kimse sana bakmıyormuş gibi düşün, için gözükmüyor gibi" diye telkinlerde bulundu ama nafile. Ergenim olm ben, bildiğin " hayat acımasız, çok çirkinim" diye geziyorum. Ama yapacak bir şey yoktu, kalktım. Başım dik kalabalığın arasından geçtim, gittim. Arkamda "gördüm gördüm" diye bağıran olmadı neyse ki.
üdürüm gülerek beni yanına çağırdı, istersen pek din muhabbeti yapma damatferit'le dedi. O an 100 mumluk bir şimşek çaktı gözlerimde. Işık göründü bana, karşıdan bir el " gel gel" yapıyordu ki aslında bana "nah" yapıyormuş onu farkettim. Adamın gözünün içine bakarak "ehiehi yobazsın olm sen" demiştim. Patavat nerdesin bebeğim. ( foto )
Bu denyoluğum yine bir tatil dönemine ait. Lise 1'in yazındayız ve ben yine Akçay'dayım. Sanırım biri bana tatil deyince aklım başımdan gidiyor, çünkü istatistikler tüm denyolukların tatil zamanı yapıldığını gösteriyor. Neyse. Hormonlarım çoşumcu izdüşümler içinde yine. İstiyorum ki herkes beni beğensin, Afrodit gibi parmak uçlarında plajda gezeyim. Ama gelin görün ki ergenlikten çoşmuş ve kendine gelememiş cüssem bildiğiniz Afrodit Banu Alkan tadında. Siz deyin 70 ben diyim 75 kiloyum. Aslında benim kemiklerim iri ama neyse. Plajda da genç ve kulaklarından testesteron fışkıran bir erkek grubu var. Kenardan kenardan kesişiyoruz. (foto)





Bornova'da sürekli gittiğimiz, uzun zaman gitmediğimizde sahibinden azar işittiğimiz bir bar var. Küçük ve sıcak bir yer. Tırt bir ismi olmasına rağmen en sevdiğimiz yer şu an. İsmi mi? Ayaküstü Bira'zz :)
Barmeninden garsonuna, bodyguardına herkes kadındı. İçerisi pembe tüller ve balonlarla süslenmişti. Bu kısmı bana çok seksist geldi ama napalım. Herkes bizim gibi düşünmüyor. Kapıda kadın bir bodyguard gelen erkekleri "nazikçe" geri çeviriyordu ve peruklu bir kız pembe keselere konulan lolipopları dağıtıyordu. Herkes çok şıktı, biz hariç :) Neyseki Zeynep benimde bu konuda sınıfı geçtiğimi ama İlknur'un sınıfta kaldığını söyledi. "Rüküş rüküş" diye alay ettik. Yok bu kadar sığlaşmadık. İlknurla evden çıkmadan " aman ya pijamayla gitsekte olur nasıl olsa ortalıkta erkek yok" gibi sığ muhabbetler yapmadık değil. Ama sadece o kadar. Günlük çapsızlık dozumuz belli, fazlası hepimize zarar.

Wuhuuu yapan Nora'yı bulabildiniz mi?
Made by Lena